Fatih Tarafından Restoran Kategorisine Yazıldı
Yoğun çalışma saatlerinden ve sinir bozucu trafikte geçen gününüzün herhangi bir anını bir serüvene çevirmek isteyen kişilerin gidebileceği, Café du Levant, masif ağaçtan yapılmış olan, yaşanmış bir ev havasında Fransız mutfağını büyük bir başarıyla ve titizlikle ilgilenenlere günün her saatinde kapısını gülümseyen suratlar eşliğinde sunmaktadır.
Her yaş grubunun gidebileceği bu cafe, genelde orta yaş grubunun tercihi haline gelmiş. Fransız mutfağındaki yemeklerin eşsiz bir parçası haline gelmiş, şarap çeşitliliğine ise denecek söz yok. Ancak biraz fiyatların pahalı olduğunu söylemek yanlış olmaz. Rezervasyon: Şart değil.
Adres: Sütlüce, Fransız Mutfak Hasköy cad. No 27.
Tags:
trafik,
yemek
Yorum yok »
Fatih Tarafından Nedir Kategorisine Yazıldı
alkol bağımlılığı alkolizm - editor::
ALKOL BAĞIMLILIĞI : Alkol kullanmaya bağlı problemler çağımızın en önemli dertlerinden biridir. Alkol tüketimi; sağlık problemleri, trafik kazaları, intihar, suça yönelme, aile geçimsizliği, ekonomik sorunlar, iş hayatının bozulması gibi pek çok boyutlu meselelere yol açmaktadır.
Alkol bağımlılığı (alkolizm) ise ferdin beden ve ruh sağlığını, aile, sosyal ve iş uyumunu bozacak derecede sık ve fazla alkol alma; alkol alma isteğini durduramama iki belirli bir bozukluktur.
Alkolizm gelişmiş ülkelerde en başta gelen sağlık sorunlarından biridir. İsveç , Norveç , Amerika, Fransa gibi ülkelerde yaygınlık oranı yetişkin nüfusta % 10-15 ‘tir. Ülkemizde alkol tüketimi ne yazık ki hızla artmaktadır.
Sayfanın Devamını Oku »
Tags:
akil,
alkol,
Esir,
trafik
Yorum yok »
Fatih Tarafından Makaleler Kategorisine Yazıldı
89 yılında geçirdiğim bir trafik kazası sonucunda koma halinde hastaneye kaldırılmıştım. Yanımda bulunan eşim vefat etmiş, beni kontrol eden doktor, kan deryası içinde kalan vücudumda bir hayat emaresi göremediğinden, bana da ölü raporu vermişti. O akşamki TRT haber bülteninde, kazada ölen kişilerin arasında benim de ismim bulunuyordu.
Daha sonraları ölmediğim anlaşılmış ve üç gün devam eden koma halinden sonra kendime gelmiştim. Fakat duyma ve düşünme duygularımın dışındaki bütün fonksiyonlarımı kaybettiğimi hissediyordum. Ölmekten çok Cenâb-ı Hakk’a hesap verememekten korkuyor ve boğazım sıkılmış gibi sık sık nefes alıyordum.
Ruhumu teslim etmekte olduğumu zannederken, nereden geldiğini anlayamadığım bir ses, benimle konuşmaya başladı. Ve ne için bu kadar korktuğumu sordu. Sebebini söylediğimde, aynı ses:
-Korkacak hiçbir şey yok, dedi. Tamamen asılsız ve hurafe şeylere inandırıldığın için böyle sıkıntı çekiyorsun. Allah ve âhiret günü diye bir şey yok ki sıkıntısı olsun. Sana bunların boş şeyler olduğunu ispat edeceğim. Eğer beni tasdik edersen, hiçbir sıkıntı ve endişen kalmadığını göreceksin.
-Peki hemen anlat ve beni bu sıkıntıdan kurtar, dedim.
O ses: Biliyorsun ki bitkiler ve hayvanlar ömürlerini tamamladığında toprak olurlar. Sen o ağaçların veya hayvanların senin gibi endişe duyup korktuklarını gördün mü? Elbette hayır. Çünkü yeniden dirilme veya hesaba çekilme diye bir şey olmayacağı için, onların da bu tür şeylerden endişesi yoktur. Sen de o boş şeyleri kafandan atarsan gör bak nasıl rahat edeceksin!…
Bu sözleri işittikten sonra sıkıntım daha da arttı. “Acaba dediği gibi inkâra sapsam rahatlar mıyım?” diye düşünüyor, fakat kalp ve ruh gibi latifelerimin bu inkârı kabule yanaşmadıklarını hissediyordum.
Birden, daha evvel okuduğum veya dinlediğim imânî bahisler bir film şeridi gibi gözümün önünden geçmeye başladı. O ses’e hitaben:
-Beni yalan ve cerbeze ile aldatmak istiyorsun, dedim. Ama ben, o dediğin bitki ve hayvanlardan farklı olarak akıl sahibiyim ve bu yüzden yaptıklarımdan mesûlüm. Sen beni onlarla na sıl bir tutabilirsin? Hem bir iğne ustasız, bir resim ressamsız, bir köy muhtarsız olamazken, bu kusursuz kâinatın bir sahibi ve yaratıcısı olmaz mı? Ve bütün kâinatla birlikte beni de mükemmel şekilde yaratan Rabbim, beni hesaba çekmeyerek başıboş bırakır mı?”
Evet Risale-i Nur sohbetlerinde dinlediğim ve okuduğum her şey, içinde bulunduğum karanlık dünyamı aydınlatmaya başlamıştı. Biraz sonra o ses tamamen susmuş ve bana cevap veremez hale gelmişti. Daha sonra kendime gelmiş ve arkadaşlarımın anlattıklarına göre dışarıdaki ezan sesini duyup namaz kılmak istemişim.
Başımdan geçen bu hâdiseyi sizlere anlatmamın sebebi, iman hakikatlerine ne kadar muhtaç olduğumuzu ifade etmek içindir. Çünkü son nefeste iman ile kabre girmek ve onu cennet bahçelerinden bir bahçeye çevirerek inşaallah ebedî saadeti kazanmak, tamamen bu hakikatlerin elde edilmesine bağlıdır.
Şeytanın, ölüm anındaki insanlara musallat olduğunu, onları inkâra saptırmak için akıllarına vesvese verdiğini ve bu yüzden kuvvetli bir imana sahip olunması gerektiğini bütün kardeşlerim biliyordur. Fakat ben bizzat yaşadığım bu hadiseyi Zafer Dergisi kanalıyla bütün inananlara duyurmayı bir vazife bildim. İnşaallah bir alâmet-i gurur olmamıştır.
Niyazi Yıldırım
Tags:
carpma,
Makaleler,
trafik
1 yorum Var »