Fatih Tarafından Astroloji Kategorisine Yazıldı
KAŞLAR
Kaşlarını cımbızla yolup kalemle şekillendiren kimseler karakterlerinin en kuvvetli göstergelerinden birini ortadan kaldırıyorlar demektir.
Kaşlarını cımbızla yolup kalemle şekillendiren kimseler karakterlerinin en kuvvetli göstergelerinden birini ortadan kaldırıyorlar demektir. Zira kaş deyip geçmeyin. Kaşların da kendine göre bir lisanı vardır.
Kaşların karakter tahliliyle en alakalı olan yakınlıklarıdır. Kaşları birbirine çok yakın olan insanların karakterleri ekseri şüphelidir. Bu gibi kimseler ekseri samimiyetten uzak, hilebaz olurlar. Bir insanın kaşları birbirinden ne kadar uzak olursa, karakteri de o derece dürüst ve açık demektir.
Kaş biçimi de bir insanın karakterini anlamak hususunda çok önemlidir.
Yumuşak kavisli kaşları olan kimseler yumuşak, sanatkar ruhludurlar.
Sayfanın Devamını Oku »
Tags:
Esir,
samimi
Yorum yok »
Fatih Tarafından Eğlence Kategorisine Yazıldı
Yaşar 5 Nisan 1970′de Adana’da doğdu. 16 yaşında gitar çalmaya başladı.1987′de üniversite eğitimi için İstanbul’a geldi. M.Ü İşletme Fakültesi’ni bitirdikten sonra, İstanbul Üniversitesi’nde finans alanında yüksek lisans yaptı. Öğrencilik döneminde turist rehberliği yaparken bir yandan da barlarda şarkı söylemeye başladı. İlk olarak gitarıyla İstanbul Moda’daki Han Bar’da izleyici önüne çıktı. Buradaki başarısı, aldığı iyi tepkiler onu albüm yapmaya kadar götürdü.
Yaşar’ın ilk albümü “Divane” 1995 yılında çıktı. Yoğun bir ilgi gören albüm 500 binden fazla sattı. “Divane”, “Kumralım”, “Bir Tanem”, “Onun Vedası” gibi başarılı şarkıların çıktığı albümü 1998′de “Esirinim” takip etti. Yaşar’ın kendini biraz daha geliştirdiği albümde özellikle “Kuşlar” adlı parçanın sözleri oldukça ilgi çekiciydi.
Sayfanın Devamını Oku »
Tags:
Esir,
Moda,
sözler
Yorum yok »
Fatih Tarafından Eğlence Kategorisine Yazıldı
Pop Müzik
Doğum Yeri : İzmir
Doğum Tarihi : 1938
Kariyeri : Balıkesir Lisesi´nden mezun olduktan sonra İtalya´ya giderek şan eğitimi aldı. Profesyonel müzik yaşamına 1961 yılında Ankara´da başladı. Ertesi yıl İstanbul´a yerleşti ve Müfit Kiper Orkestrası´nda solist olarak çalışmaya başladı. 1963 yılında Amerika´da konserler verdi.
Tanju Okan, Milli Orkestra´yla birlikte Türkiye´yi, Balkan Müzik Festivali´nde temsil etti. İlk evliliğini yirmidokuz yaşında Nur Erbay´la yaptı. Sekiz ay süren bu birliktelikten Tansu adında bir oğlu oldu. 1964 yılında ‘İbibikler Öter Ötmez Ordayım’ adını taşıyan ilk kırkbeşliğini çıkardı. Fransız Barclay firmasıyla dört plak çalışması yapan Okan, ‘Hasret’ adlı çalışmasıyla geniş kitlelerce tanındı. Ardından görkemli sesiyle yorumladığı ‘Kadınım’, ‘Bir Falcı Vardı’, ‘Ayyaş’, ‘Öyle Sarhoş Olsam Ki’, ‘Kemancı’, ‘Bu Benim Halkım’, ‘Dostlarım’, ‘Yıldönümü’ ve ‘Kaderim’ gibi bir çok parçasıyla şöhret buldu. Bu arada ikinci evliliğini 1976 yılında Zerrin Erdoğan´la yaptı ve bu evliliği de ondört ay sürdü. Tanju Okan´ın son albümü 1995 yılında Marş Müzik´ten çıkan ‘İşte Tanju Okan ´95′ oldu. Yılların sırtına yüklediği yorgunluğa rağmen Başak Başer ve Reha Erdir´in söz ve müziğini yazdığı ‘Yağmurla Gelen Düşler’, ‘Artık Yoruldum’, ‘Mavi Gözler’, ‘Sevdiğimi Söyle’, ‘Bil Ki’, ‘Sensiz Esen Rüzgarlar’, ‘Kalbi Kırık Serseri’, ‘Anılarım’, ‘Bir Zamanlar’ ve ‘Son Güller’ adlı şarkıları seslendirdi.
Uyuşturucu kültürünü meşrulaştırdı.
İçki sigara, benim tek dostum ve Öyle sarhoş olsam ki adlı şarkıları başta olmak üzere şarkılarında alkol ve uyuşturucu kültürünün yaygınlaşmasına katkıda bulundu.Alkole olan düşkünlüğüyle bilinen Tanju Okan, Urla´ya yerleşerek bu alışkanlığından kurtuldu. 22 Nisan 1995´ta aşırı kilo kaybı ve kalp yetmezliği şikayeti ile hastaneye kaldırılan Tanju Okan´a siroz teşhisi kondu ve bundan sonra acılı günleri başladı. Ve yaklaşık bir yıl sonra, 23 Mayıs 1996 tarihinde öldü.
Tags:
alkol,
Esir,
fal,
falc,
hasret,
hastane,
kalp
Yorum yok »
Fatih Tarafından Nedir Kategorisine Yazıldı
alkol bağımlılığı alkolizm - editor::
ALKOL BAĞIMLILIĞI : Alkol kullanmaya bağlı problemler çağımızın en önemli dertlerinden biridir. Alkol tüketimi; sağlık problemleri, trafik kazaları, intihar, suça yönelme, aile geçimsizliği, ekonomik sorunlar, iş hayatının bozulması gibi pek çok boyutlu meselelere yol açmaktadır.
Alkol bağımlılığı (alkolizm) ise ferdin beden ve ruh sağlığını, aile, sosyal ve iş uyumunu bozacak derecede sık ve fazla alkol alma; alkol alma isteğini durduramama iki belirli bir bozukluktur.
Alkolizm gelişmiş ülkelerde en başta gelen sağlık sorunlarından biridir. İsveç , Norveç , Amerika, Fransa gibi ülkelerde yaygınlık oranı yetişkin nüfusta % 10-15 ‘tir. Ülkemizde alkol tüketimi ne yazık ki hızla artmaktadır.
Sayfanın Devamını Oku »
Tags:
akil,
alkol,
Esir,
trafik
Yorum yok »
Fatih Tarafından Kütüphane Kategorisine Yazıldı
Güneşin altın ışıkları zaman zaman bulutlar arasından süzülüp yerde siyah beyaz motifler oluşturuyordu. Ara sıra esen rüzgar zaten serin olan havayı daha da soğutuyordu. Esirler duvarın kenarına oturmuşlar o kaybolup görünen ışık parçalarından nasibine ne düşerse onunla ısınmaya çalışıyorlardı. Dondurucu bir gecenin sessizliğinde dağlarda ateş yakıp ısınmaya çalışan çobanları hatırlatıyorlardı her biri. Gözler hüzünden buğulu , esaretin derin ızdırabı yüzlerdeki keder çizgilerinde yer yer kendini gösteriyordu. Birkaçı zorla tebessüm etmek istiyordu ama iyice dikkat eden bir kişi onların gözbebeklerinde ızdırap dolu siste Moskof ‘ a duyulan kini ve öfkeyi kolaylıkla okuyabilirdi. Zoraki gülmeler örtemiyordu yürek acısını , kalp ve gönül yorgunluğunu , hürriyete hasretle çarpan gönüllerin eninli ağlayışlarını..
İşte bir subay hasret gözyaşlarını içine akıtan bu esirlerin önünden onların üzerine titrek koyu gölgesini düşürerek geçiriyordu. Esirlerin bazıları onu gördü bazıları da ani olarak kesilip görünen güneş ışığındaki değişiklikten dolayı kafalarını kaldırıp farkına vardılar geçenin . Buna müteakip birden bire aralarında bir kıpırdanma oldu. Hepsi ayağa kalktı esirlerin . Rus Çarının dayısı Nikolo Nikoloviç’ti geçen… Bütün esirler ayaktaydı. Zoraki de olsa bir saygı göstergesi için ayağa kalkmışlardı. Fakat esirlerden biri buğulu gözleriyle ufukları seyrediyordu. Yüz çizgilerinden derin bir üzüntü içinde olduğu anlaşılıyordu. Fakat o çizgileri yine bir tevekkül aydınlığı örmüştü ışık ışık bu nurani çehrede. Kasvetli değildi bakışları. Hüzünlü fakat hicran yüklüydü. Hilal gibi kavisli biraz gür kaşlar kara geceleri kıskandıracak kadar siyahtı. Şahin gibi sert fakat bu bakışlar içinde bir şefkat ummanı gizleyen kara gözler , kavisli ve heybetli bir burun , ne geniş nede ince olan bir yüz , vakur bir çene onu ilk gören üzerinde sevgi ve saygı hisleri uyandırıyordu. İhtiyar subayın bütün esirler içinde bu umursamadan oturan adam dikkatini çekti. Geriye dönüp bir daha geçti esirler önünden. Fakat büyük bir derdi ruhunda taşıdığı her halinden belli olan esirde hiçbir kımıldanma yoktu. O hâlâ ufukları seyrediyordu. Belkide ruhundaki idealin âti şafaklarına panoramasını çiziyordu çileli bakışlarıyla. Esirdeki umursamazlığa şaşıran Nikoloviç tam onun hizasına gelince durdu ve tercüman vasıtasıyla sordu : “ Niçin ayağa kalkmıyor , yoksa beni tanımıyor mu? “ esir gayet sakin cevap verdi : “ Hayır tanıyorum. Ben bir islam alimiyim. Bir müslüman ise kâfirin karşısında hürmet için ayağa kalkmaz . onun için kalkmadım .” Nikoloviç öfkeden kıpkırmızı olmuştu. Ve hiddetle yanındakilere emretti : “ Derhal divan-ı harbe verilsin. “ Diğer esirler koşarak bu yiğit kişinin yanına geldiler ve hemen özür dilemezse bu işin sonunun idam olduğunu söylediler. Hatta birkaçı yalvardı Nikoloviç ‘ten özür dilemesi için. O ise zalimin zulmüne korkusuzca eğilmeyeceğini söyledi ve bu özür dileme tekliflerini reddetti. “ Bana ahirete gitmek için pasaport gerekiyordu. Eğer öldürülürsem cana minnet. İdamım ahirette ki dostlarıma kavuşmak için bir vesilem olur “ dedi. Esirler ne kadar uğraşsalar da ikna edemediler onu. Havada bir ürpermemi oldu. Güneyden bir meltem rüzgarımı esti o an . Türk ilinden bir sıcak hasret türküsü mü taşıdı rüzgâr bu perişan ülkenin soğuk ve kirli iklimine kimbilir.Karşı yamaçlarda ki ağaçlar bile ürperir gibi titreştirdi dallarını…Esir yerinden kalktı ve yanındaki arkadaşları ile beraber hazin bir günün hüzünlü iklimine dem tutan sessizlik içinde koğuşa doğru yürüyüp gözden kayboldu. Fakat giderken içinde hiçbir korku belirtisi yoktu. Sadece daha da heybet almış çehresinde ayağa kalkması için yapılan cüretli teklife karşı beliren öfke çizgileri tam silinmemişti. Fakat bunu tevekkülün tatlı aydınlığı eritip yavaş yavaş yok ediyordu işte. Koğuşa girdiklerinde, güneş , kanlı gözyaşları akıtır gibi gruba meyletmişti. Sanki o da üzülüyordu bu olaya. Işıklarıysa aynı hüzne bulaşmışçasına sisli ve griydi. Yoksa o Rabbani lambada insanlara altın hüzmelerini serpiştirmemek için yemin mi etmişti nedir?….
Sayfanın Devamını Oku »
Tags:
Esir,
esirler,
Kütüphane
Yorum yok »