Posts Tagged “dua”

Thalia, 26 ağustos 1972′de Meksika’nın başkentinde, bir İspanyol hastanesinde bir ailenin beşinci çocuğu olarak dünyaya geldi. Bu güzel bebeğe Ariadna Thalia Sodi Miranda adı verildi. Ailenin mutluluğu, Thalia 5 yaşındayken, babasının ani ölümüyle bozuldu.
Bale, jimnastik ve resim dersleri alan Thalia, küçük yaşta şarkıcılık yapmaya başladı. Aslında jimnastikle uğraşmak ve bir gün Nadia Comaneci gibi altın madalya almak istiyordu ama şarkı söyleme yeteneği ile parlayıverdi. Türkiye’deki Küçük Emrah, Küçük Ceylan furyası gibi, o da Meksika’nın Küçük Thalia’sıydı. 1984′te Vaselina grubuna katıldı. 1986′da da Timbiriche grubuna. Timbiriche’de bizim Yıldıza Ulaşmak dizisiyle tanıdığımız Eduardo Capatillo’da bulunuyordu. Timbiriche’nin solisti olarak başarılı albümlere emeği geçti. Meksika’nın pop dünyasında kısa sürede zirveye çıktı. Madonna’yı anımsatan seksi fotoğrafları ile göz alıyordu. Şuh tavırları, rahat hareketleri ve tabii seksiliğinin yanında sevimli halleri ile özellikle erkeklerin düşlerini süslemeye başlamıştı. Bu arada kamera önünde de yetenekli olduğu keşfedildi. Thalia kabına sığmıyordu, sığamayacaktı.

Tags: , , , , ,

Comments Yorum yok »

Şiir : İbrahim Sadri - İstanbul’a Kar Yağıyordu

Yetmişdokuzun kışıydı
Sertti, soğuktu
İstanbul’a kar yağıyordu
Kömür yanıyordu sobalarda
Geceleri polisler, bekçiler oluyordu
Bir de biz oluyorduk
Ölümüne üşüyorduk ha,
Yalan yok, polisler de üşüyordu
Onaltı yaşındaydım
Herşeyi bükecek bileğim vardı
Onaltı yaşındaydım
Aslan gibi ortadaydım
Gündüzleri, okulda coğrafya defterimin arkasına
Senin için şiirler
Geceleri duvarlara ülkemi kurtarmak için
Kahrolsun yazacak kadar adamdım
Onaltı yaşındaydım
Ne senin haberin oluyordu şiirlerimden
Ne de birileri kahroluyordu
Mahalle duvarlarına çiziktirdiğim harflerimden
Onaltı yaşındaydım
Yalan yok
Ben yazmaya böyle başladım
Coğrafya defterim bir eskiciye kurban gitti
Duvarlarına yüreğimi bağırdığım o evler birer birer
Yıkıldı gitti
Şimdi güzel kağıtlara yazıyorum
Kocaman laflar ediyorum
Marşlar biliyordum
Kitaplar okuyordum
Koşarak ve ıslanmadan geçiyordum sulardan
İstanbul’u seviyordum
Seni seviyordum
Dualar öğreniyordum
Meydanlarda toplanıp bağırıyordum
Herkes gibiydim
Herkes kadar cesur
Herkes kadar korkak
Herkes kadar filinta delikanlı
Ve herkes kadar buralı
Yetmişdokuzun kışıydı
Sertti soğuktu
İstanbul’a kar yağıyordu
Ağzımızdan dumanlar çıkıyordu konuşurken
Haliç’in arkasında toplanıyorduk
Gece adamı içine çekiyordu
Biz geceyi içimize çekiyorduk
En güzel ben yazıyordum duvarlara yazıları
Herkes beni seviyordu
En güzel şiirleri de ben yazıyordum oysa
Coğrafya defterimin arkasına
Bunu kimse bilmiyordu
Sizin evin duvarına “kahrolsun” diye yazıyordum
Ve hızla kaçıyordum
Sizin evin duvarına birkez olsun
“Seni seviyorum” diye yazamadım
O zaman duvarlara öyle şeyler yazılmıyordu
Dedim ya
Yetmişdokuzun kışıydı
Sertti soğuktu
İstanbul’a kar yağıyordu


Şiir : İbrahim Sadri Yalan

Sayfanın Devamını Oku »

Tags: , , , , , , , , , , , , , , , ,

Comments Yorum yok »

Şükran Duymak da bir yaklaşım tarzıdır ve bizim müteşekkir olacak o denli çok şeyimiz var ki. Loise Redden isimli çok fakir giyimli bir kadın yüzünde bir hüzünle bir manava girer. Dükkan sahibine mahcup bir şekilde yaklaşır. Kocasının çok hasta olduğunu, çalışamaz duruma düştüğünü ve yedi çocuğu ile birlikte aç kaldıklarını ve yiyeceğe ihtiyaçları olduğunu söyler. John Longhouse isimli manav ona ters bir şekilde bakarak derhal dükkanını terk etmesini ister. Kadın ailesinin ihtiyaçlarını düşünerek, lütfen efendim der, paramız olur olmaz getirip borcumu ödeyeceğim.
John kendisine bir kredi açamayacağını çünkü onun eski bir müşterisi olmadığını, kendisinde bir hesabının bulunmadığını söyler. O sırada dükkanın dışında bekleyen bir müşteri ikisinin arasında devam eden bu konuşmayı dinlemektedir. İçere girerek Johna yaklaşır ve ben o kadının almak istediklerine kefilim der. Ailesinin ihtiyacı olan şeyleri ona ver. Bunun üzerine manav çok isteksiz bir şekilde kadına döner ve bir alış veriş listen var mıydı diye sorar. Louise “Evet efendim” der.
“Tamam” der manav. Şimdi onu terazinin şu kefesine koy, onun ağırlığınca diğer kefeye istediklerinden koyacağım.!” Louise bir an duraksar, sonra başını önüne eğer ve çantasını açarak üzerine bir şeyler karalanmış bir kağıt parçasını çıkartır ve manavın kendisine gösterdiği kefeye özenle bırakırken başı hala öne eğiktir. Manavın ve diğer müşterinin gözleri terazinin kefesine dikilirken hayretle büyümüştür. Manav müşteriye dönerek, kısık bir sesle, “İnanamıyorum” der. İnanılacak gibi değildi. Müşteri manava gülerken manav çoktan diğer kefeye eline geçeni doldurmaya başlamıştır ama nafile, diğer kefeyi yerinden bile kıpırdatamamıştır.
Terazinin kefesi artık üzerindekileri almayacak kadar doldurduğunda çaresiz hepsini bir torbaya doldurarak kadına verir.

Şaşkınlıkla üzerinde bir şeyler çiziktirilmiş kağıdı eline alır ve okur. Bir de bakar ki orda bir alış veriş listesi yoktur. Sadece bir dua yazılıdır.
“Tanrım neye ihtiyacım olduğunu sen bilirsin, kendimi senin ellerine teslim ediyorum.”

Sayfanın Devamını Oku »

Tags: , ,

Comments Yorum yok »

1