Küçülen dünyamızda dolaşıp, gönül ve kalp fukarası insanları gördükçe vazifemizin ve mesuliyetimizin ne kadar çok büyük ve ne ölçüde önemli olduğunu görmemek, sezmemek mümkün değil.

Günümüzde insanlar her ne kadar akıl ve irade sahibi olsalar, dünyayı çok iyi tanzim etseler, zevkler ve lezzetler için de yaşasalar da, yine de huzurlu değiller.

Gökyüzünü GüneÅŸ ve Ay’la, yıldızlar ve sistemlerle; denizleri rengarenk mahlûkatla; arzın yüzünü insanlar ve hayvanlar için her mevsim sayısız nimetlerle donatan, tanzim ve tezyin eden, merhameti sonsuz Rab bilinmeyince, bütün güzelliklerin kıymeti bilinmez, mânâsı anlaşılmaz hâle geliyor.

Dünya ve ahiret hayatının, huzur ve saâdet kaynağı olan Allah ve Resulallah’ı sevdirmeyi en büyük ideal ve vazife bilen, bu yolda rahatını, istirahatını terkederek, sevdiklerinden ayrı, gurbeti iliklerine kadar yaÅŸayan, gece-gündüz koÅŸma, hakka ulaÅŸma ve ulaÅŸtırma yolunda azimli ve kararlı, gönül fatihleri ve ruh mimarları, herkesin dünya nimetlerine takılıp kaldığı günümüzde; menfaat, makam, mansıp, ÅŸan, şöhret ve ÅŸehvet gibi bütün engelleri aÅŸarak, hizmet aÅŸkıyla hareket ediyorlar.

Gönül fatihleri ve ruh mimarları; pusulasını kaybetmiş, yol ve yönünü bir türlü tayin edememiş, kalpleri bulanık, beyinleri sarsık, duyguları ve uzuvları kirlenmiş insanların hizmetine koşma, ellerinden tutma, aydınlığa kavuşturma, çoraklaşmış sinelerini âb-ı hayat olan hakikatlerle sulama ve bunu hayatlarının gâyesi bilip, bu yolda her türlü sıkıntı ve güçlüğe katlanmayı vazife bilmektedirler.

Bu ne müthiş bir iman ve ahiret şuuru, ne müthiş bir murakabe ve muhasebe duygusu ve ne müthiş bir insanlık sevgisidir ki; aşk ve şevkle gerilime geçerek, fedekârlığın her türlüsünü yaparak, gözleri yaşartan tablolar sergilemektedirler. Rahat ve istirahatlerini; batmışlar, düşmüşler için terk ediyor, sevdiklerinin hasretiyle yanıp tutuşuyor ve gece-gündüz, düşmüş ruhları kaldırma yolunda çok ciddi gayret sarfediyorlar.

Bütün sıkıntıların kaynağı, inançsız, sorumsuz insan olduğu gibi, sevginin, emniyetin kaynağının da hesap endişesiyle kıvranan insan olduğunda şüphe yoktur.

Hazan vurmuş sonbahar yaprakları durumuna düşmüş insanımızın, şefkatle ve merhametle kucaklanmaya, ruhlarına inilip gönüllerinin tamir edilmeye ihtiyacı vardır.

Karanlığı boÄŸan güneÅŸ gibi, küfrün ve dalâletin topyekün dünyayı tehdit ettiÄŸi günümüzde, Kur’ân’ın nuru yeniden doÄŸuyor, canı dudağına gelmiÅŸlere hayat ve ruh oluyor.

Her türlü dünya nimetlerine sahip olan, teknolojinin her türlüsünden istifade eden, balık-deniz misali, nimet denizlerinde yüzen insanoğlu, huzur bulamamakta, bir türlü sıkıntıdan kurtulamamaktadır.

KurtuluÅŸ; yanılmaz ve yanıltmaz, kâinatın iftihar tablosu eÅŸsiz lider; Hz. Muhammed (sas)’i tanımak ve tanıtmakla olacaktır.

Bu ihtiyacı hisseden dünya, geçmiÅŸte olduÄŸu gibi, Sonsuz Nur’a koÅŸuyor.

Günümüzdeki nesillerin bilhassa gençlerin, korkunç derecede ifsat ve idlâl edildiÄŸi halde -günaha; harama mani bütün engeller kaldırılmış olmasına raÄŸmen- imana, Kur’ân’a ve Efendimiz (sas)’e yönelmeleri gösteriyor ki, insanlık, fıtratındaki olan gerçek hakikati arıyor.

Kur’ân ahlâkını yaÅŸayarak güzel örnek olur, muhtaç gönüllere doÄŸruyu ve hakikatı anlatabilirsek, kelebeklerin ışığa koÅŸtuÄŸu gibi onu tanıyan herkes, Ninovalı Addes’in deyiÅŸiyle; “Seni gökte arıyordum yerde buldum. Allah, ayağıma gönderdi” diyecektir.

O, sinelerimizde Hz. Ebubekir (ra)’e muhatap olduÄŸu an gibi taptaze. Rabbimizden sonra, kâinatta ondan daha sevimli kimsemiz yok. O’nun neÅŸrettiÄŸi nura engel ve perde olmadığımız taktirde, bir filiz gibi gönüllerde yeÅŸerecek ve nuru kâinatı saracaktır.

Efendimiz (sas)’i kameti kıymeti ölçüsünde tam tanıyamadık ve tanıtamadık. Anlayamadık, anlatamadık. O’nu gerçek mânâda tanıyanlar canlarını, mallarını, herÅŸeylerini feda ettiler.

Yeniden aynı ruhu temsil edeceÄŸine inandığımız, dünyanın her yerinde O’nun adına bir neslin diriliÅŸi gerçekleÅŸmektedir.

O’nun nurlu atmosferine girenleri elbette O, ÅŸefkat dolu sinesine basacak ve onları mahrum etmeyecek, ellerinden tutup sahip çıkacaktır.

O’na koÅŸmayan, yollarda ÅŸehvete, şöhrete, gurur-kibir ve menfaate takılıp kalanlar er-geç piÅŸman olacak, ellerini dizlerine vuracak, ama o zaman her ÅŸey bitmiÅŸ olacak, piÅŸmanlık fayda vermeyecektir.

İnsan tanıdığını, yakınlığı ölçüsünde sever. Bilmediğine karşı seviyesine göre uzak durur, bazen nefret eder, düşman olur.

Bütün kâinat emrine verilen insan nereden gelir, nereye gider, vazifesi nedir? Elbette bu önemli sorulara cevap bulması gerekir.

İnsanın; kabiliyeti ilimle geliÅŸen bir varlık olması itibarıyla, mutlaka kâinat kitabını anlatacak, sırrını çözecek, yaratılış gâyesini kendisine duyuracak, varlık aÄŸacının çekirdeÄŸi ve olgun meyvesi olan, âlemlere rahmet olarak gönderilen Zât’a ihtiyacı vardır.

Bizler O’nunla gerçeÄŸi, doÄŸruyu, eÅŸyanın hakikatini, Rabbimize saygı ve itaatı, ana-babaya, büyüklere hürmeti, küçüklere ÅŸefkati, dul ve yetime, yolda kalmışa, yakın akrabaya yardımı hep O’ndan öğrendik.

Dünya pazarında ahiret ihtiyaçlarımızı O’nunla elde ettik. Gidip gelmeyeceÄŸimizi, sorgulanıp hesap vereceÄŸimizi, düştüğümüzde elimizden tutacağını, günahlarımızdan af dileme yollarını yine O’ndan öğrendik.

Ya Resulallah! Ufkumuzda doğduğun günden bugüne sinelerimizdeki kin ve nefret, yerini şefkat ve merhamete bıraktı.

Gönül toprağına ekilen sevgi ve güzellikler meyveye dönüştü.

Ya Rasulallah! Seninle kâinat mânâsını buldu. İnsanlık sıkıntılardan kurtuldu. Açlar seninle doydu. Dul ve yetimlerin yüzü seninle güldü.

Buna rağmen, şeytan ve avaneleri seni en büyük düşman gördüler. Yılan, çıyan ve yarasalar senden hep rahatsız oldular. Neticede hepsi mağlup oldular. İçleri kin ve nefretle dolu, hüzün ve kederden boğuldular.

Bütün bunlar imtihandı. Aştın bütün engelleri, ulaştın sonsuz âlemlere. Firdevsler sıktı seni. Döndün aslî vazifene.

Ömür bir füze hızı ile ilerliyor. Bir daha elde edilmesi mümkün olmayan fırsatlar süratle elden kaçıyor.

Eyvah deyip pişman olacağımız gün (mahşer) bizi bekliyor. Pişmanlıkların çare olmadığı o güne, burada hazırlık gerekiyor. Yarın yaparım değil, bugünkü işe yarıyor.

Evet, bizim için en emniyetli, en güvenilir yol; gülmeyip aÄŸlayan, aÄŸlayanları güldüren mahzun Peygamber’in vapuruna binmek olacaktır.

Yorum yaz