Duyguları Etkileme Yaklaşımı

İnsanları ikna eden en önemli etken fikirler değil duygulardır. Gerçek ikna
düşüncelerle birlikte duyguları etkileyen

iknadır. Bu bölümde duyguları ikna yönünde etkilemek için yapılması gerekenleri
göreceksiniz.

İletişimde akli olan insanlara konuştuğunuz gibi kalbi olan insanlara da
konuşmaktasınız. İnsanlar söylenenleri

sadece akıllarıyla değil aynı zamanda kalpleriyle de değerlendirirler. Öyle ki
özellikle gençler için çoğu zaman

akıldan ziyade kalp hükmeder. Kalpleri olumsuz etkileyen mesajlar verdiğinizde
ne kadar akla uygun, inkar

edilemeyecek sözler söylerseniz söyleyin hiç bir etki meydana getiremezsiniz.
Eğer dinleyenlerin duygularını olumlu

yönde etkilemeyi başarabilirseniz fikir yönünden ne kadar zayıf olursanız olun
parlak bir iletişim kurabildiğinizi

görürsünüz. Etkili konuşma yeteneği olmayan binlerce insan aslında sırf
duyguları olumlu şekilde kullanmayı

başardıkları için iletişimlerinin zirvesine çıkmışlar ve çok büyük işlerde diğer
insanları yönlendirebilmişlerdir.

Duyguları sözlerimizle etkileyebildiğimiz kadar tutumlarımızla da
etkileyebiliriz. çoğu zaman duyguları etkileyen

faktörler sözler değil temel tutumlardır. Eğer dinleyicilerde duygusal bir tepki
ve red oluşturursanız bu sözlerinizin de

reddedilmesine yol açar. Eğer duygusal bir kabul ve iyi niyet oluşturabilirseniz
bu zayıf olan düşüncelerinizi de

güzlendirir. Yaratıcının koyduğu kanun budur.

Benlik Direncinin Etkisi

Tüm insanlar birer “ego” yani “ben” taşırlar. Her insanın kendi beni sahip
olduğu en aziz varlıktır. İnsanlar “benlerine”

yönelebilecek en küçük tehdide şiddetle direnirler. Bu direniş düşünsel değil
duygusaldır. Eğer amacınız insanları

kazanmak ve düşüncelerinizi onlara aktarmak ise asla “benlerini” rencide
etmemelisiniz. Aksi taktirde akıllarını

düşüncelerinize kapatırsınız. Artık etkili söz söylemenizin hiçbir anlamı ve
önemi kalmaz. Aşağıda benlik direncini

etkileyen bazı faktörler üzerinde durulmuş ve bunların nasıl kullanılacağı
anlatılmıştır.

Eleştirmeyin

Karşınızdaki kişinin hatasını açığa çıkarır eleştirirseniz “ego^su yaralanır.
Böylelikle o kişinin sizden nefret etmesine

ve ya sizi dinlemekten vazgeçmesine veya kendi fikrini destekleyecek deliller
aramasına yol açarsınız. Bu

çerçevede;

Bir kusuru asla şahsileştirmeyin: “Sen böyle bir hata yaptın… Yanlış
düşünüyorsun….” demeyin. Gerekliyse bunun

yerine “Biz şöyle şöyle hatalar yapabiliriz…. İnsanların bu tür hatalar
yapmaları mümkündür. Sahip olduğum bilgilere

dayanarak düşündüğüm zaman şu şekilde davranmanın hatalı olduğu sonucuna
varıyorum” Denebilir.

Her zaman açık kapı bırakın: Muhatabınızın hatasını kabullenmesi, bir mazerete
imkan tanımanız halinde daha

kolay olabilir. Herkes hatasına mazeret bulmak ister. “İnsanların haberi olmadan
onlar adına böyle kötülükleri

yapanlar var… Bazen insanların böyle davranmasına yol açan çok ciddi nedenler
olduğunu kabul ediyorum”

denebilir.

Hatalarınızı Kabul Edin

İnsanlar kendi eksiklerini görmeye isteksizdirler. siz kendi eksiklerinizi
görürseniz onlarda kendileri hakkında bu

isteği oluşturursunuz. Hatalarınız reddederseniz muhataplarınızda
kendilerininkileri reddederler. Dahası sizin

reddiniz egonuzu koruduğunuz anlamına gelir. Egonuzu korumak ve yüceltmek gibi
bir endişeniz varsa dinleyiciler

de o egoyu ayakları altına almak isterler. Bunun için kendi egolarını yüceltmeye
çalışırlar. Bu durumda mesajınız

netliğini kaybeder. Elbette dinleyiciler size üstünlük atfederlerse sizden çok
fazla etkilenirler. Ama insanlar gururlu

insanlara üstünlük atfetmezler. Kendinizi küçültmeyeceksiniz. Ama “ne yazık ki
cahil olduğum zaman o hatayı

işledim. Şimdi bir daha aynı yanlışı yapmamak için çırpınıyorum… elbette ben
de sizin gibi bir insanım ve biz

yanılabiliriz, ama tüm gücümüzle doğruları araştırmalıyız….” denebilir.

Tartışmadan Kaçının

İnsanlarla “evet-hayır” kilitlenmesine girdiğinizde tartışmaya başlarsınız. İşin
içine duygu girer ve herkes şerefini

kurtarmak için doğruluğunu ispat için çırpınır. Tam bu anda ya tartışmayı
sürdürmeyerek konuşmayı kesin ya da

uygulanabilirse çözüm tutumunu kullanın. Çünkü eğer amaç karşıdaki insanı
kazanmaksa tartışma kesinlikle her iki

taraf için de mağlubiyetle sonuçlanır. Eğer amaç tartışılan kişinin çok kötü
olması nedeniyle onun dinleyiciler

nezdinde küçük düşürülmesi ve böylece tecrit edilmesi ise karşı tarafın mantıklı
cevaplar bulamamasıyla sonuçlanan

tartışmalar tercih edilebilir.

Tartışmayı terk etme yolunu tercih ediyorsanız “Şimdi işin içine duygularımız
karıştı. Artık samimi olarak doğruları

araştırmıyoruz. Ben her zaman doğruları samimi olarak paylaşmanın yolunu arıyor
ve yanlışımı içtenlikle görmek

istiyorum. Bu tartışmada siz veya ben susmak zorunda kalabilirim ama ikimiz de
mağlup oluruz. Bu konuşmaya

tartışmamak şartıyla daha sonra devam edebilirim. Nasıl yorumlanırsa yorumlansın
şimdi bırakmak zorundayım.”

denebilir. Çözüm tutumunu kullanacaksanız Şu örneğe bakınız: “Sizi anlamaya
çalışıyorum. Benden farklı

düşünüyorsunuz. Mutlaka ciddi delilleriniz var. Tam olarak anlayabilmem için
tekrar kendinizi daha açık ifade eder

misiniz? elbette düşünceleriniz çok önemli. Böyle düşünebilmek için çok şey
bilmek gerekiyor. eminim bende sizinle

aynı bilgileri ve tecrübeleri yaşasam bizinle aynı sonuçlara ulaşabilirim. Ama
akıl aynı akıldır. Ben bu konuda şunları

biliyorum. Şunlar deneyler… Bunlar otoritelerin sözleri… Bunlar da benim
tecrübelerim… Bu bildiklerim beni bu

sonuca götürüyor. Sizin benden daha iyi bir mantığa sahip olduğunuzdan şüphem
yok. Ama doğruları bulabilmek

için mantıklı olmanın yanı sıra samimiyete de ihtiyacımız var. Sizin
söylediklerinizle benim söylediklerimi birlikte

düşünelim. ”

Hayır Demeyin-Dedirtmeyin

Yanlış bir fikir, değerlendirme veya bilgi ileri sunularak size bir teklif
yapıldığında asla doğrudan “hayır” cevabını

vermeyin. Eğer kişi başkalarının düşüncesini size aktarıyorsa “hayır”
diyebilirsiniz. Ama eğer başkalarından alıntılasa

da kendisinin de kuvvetle benimsediği bir yaklaşım ise hemen hayır demeyin.
Bunun yerine “Sizi anlamaya

çalışıyorum, çok önemli bir soru soruyorsunuz, ilginç bir değerlendirme
yapıyorsunuz” şeklindeki yaklaşımlardan biri

kullanılabilir.

Siz soru sorarken, görüş bildirirken bir teklif götürürken özellikle başlangıçta
cevabının “evet” olduğunu bildiklerinizi

kullanmaya özen gösterin. Bunun için insanların neye evet diyebileceğini önceden
öğrenebilmek için dikkatli olun.

Seri olarak alacağınız “evet”lerin ardından, yeni bir teklife evet cevabı alma
ihtimaliniz kuvvetlidir. Örneğin “Hepiniz

güzel konuşmayı ister misiniz?” sorusunun cevabı evet olduğu halde aynı konuda
“herhangi biriniz kötü konuşmacı

olmak ister mi?” sorusunun cevabı mutlaka hayırdır.

Büyüklenmeyin ve Küçümsemeyin.

Büyüklenme veya küçümseme kişiler arasındaki “ego” dengesini olumsuz etkiler ve
ego direnci oluşur. dengenin her

zaman korunması arada duygusal duvarların oluşmasını engeller. Ancak burada bir
incelik vardır. Dinleyici

açısından konuşmacının yüceltilmesi fikirlerin lehinedir. Büyüklenme ve
küçümseme dinleyici açısından konuşmacıyı

küçültür; tevazu ve dinleyiciye verilen önem ve yapılan samimi övgü de
konuşmacıyı yüceltir. Büyüklenme ve

küçümseme temelde duygusaldır, bunlar duygusal olarak yaşanır ve dinleyici
tarafından mutlaka algılanır. Ancak bu

psikoloji kolaylıkla konuşmalara da yansıyabilir. “ Ben şimdiye kadar hiç hata
yapmadım, bu güne kadar bir çok

başarıya imza attım, bu insanlara çok büyük faydam dokunmuştur(büyüklenme), bir
sanatçı olarak bir çok kişinin

nasıl da gülünç şekilde sanatçılık oynadığını görüyorum, şu geri zekalı insanlar
arasında yaşamaya

çalışıyorum(küçümseme)” gibi ifadeler doğru da olsalar konuşmacıyı tüketirler.

Görünüşün Etkisi

İnsanlar sizi ilk gördükleri izlenimleri her zaman sizinle birlikte hatırlarlar.
İlk verdiğiniz izlenim tüm hayatınız boyunca

sizi tanımlamaya devam eder. Görünüşünüz insanların en az % 80’i için sizin ne
kadar dinlenilmeye değer veya

güvenilir olduğunuzun göstergesidir. Çoğumuz fikirlerin mantıklılığına ve
delillendirilme derecesine dikkat etmeyiz.

Ama fikrin kaynağına yüklediğimiz kutsallık bizi çok fazla etkiler. bu
kutsallığı belirleyen en önemli faktörden biri ilk

gördüğümüzde edindiğimiz izlenimdir. Bu çerçevede görünüş hakkında yapılması
gerekenler aşağıda sıralanmıştır.

Enerjik Görününüz.

Yorgun insanlar yavaş, tutuk ve donuk konuşurlar. Heyecan eksikliği nedeniyle
inandırıcılıkları zayıftır. Görünüşleri

sanki inanmadıklarını söylediklerini düşündürmektedir. Tokluk ve uykusuzluk
canlılığı ve konuşma seriliğini olumsuz

etkiler. Enerjik insanlar tüm organlarına hakim imiş gibi görünürler. Fazla tok,
uykusuz veya ihtiyaçtan fazla uyumuş

iken konuşmaktan kaçınmalısınız. İhtiyacınız varsa hafifçe glikoz içeren tatlı
sıvılar veya süt alabilirsiniz.

Temiz Giyininiz.

İnsanın dış görünüşü iç görünüşünün aynası olarak algılanır. İç görünüşün en
önemli yansıması yüz hatları ve

vücudun genel duruşu olsa da izleyici ilk anda en az bunlar kadar kişinin
giyimine ve temizliğine dikkat eder. Düzgün

tıraş, bembeyaz parlayan dişler temizliğin ve asilliğin ilk işaretlerindendir.
Buna paralel olarak düzgün ütülenmiş yani

görünümlü takım elbise, boyalı sağlam ayakkabı, sıra dışı olmayan renkler önemli
giyinme faktörüdür. Kesilmiş

tırnaklar, aşırı makyajı olmayan bir yüz uzağa yayılmayan ama kucaklaşma veya
öpüşme esnasında

hissedilebilecek hafif ve güzel bir koku, vücut hatlarını göstermeyen vasat bir
örtünme tarzı…. Bunlar ciddiyetin ve

etkililiğin en önemli faktörleridir. eğer ilk göründüğünüzde ciddiyet ve
saygınlık imajınızın yok olmasına izin

verecekseniz şunları yapabilirsiniz:

Dişlerinizi fırçalamayın. Yemek kırıntıları 50 cm’den belli olsun.
Tırnaklarınızı iyice uzatın, bıyıklarınızı iyice uzatın,

saçlarınızı ve sakalınızı dağınız bırakın. Çamurlu veya yırtık elbiseler giyinin
veya elbiseleriniz vücudunuzun hatlarını

iyice göstersin. Aşırı makyaj yaparak görünümünüzün doğallığını maskeleyin,
uzaklara yayılan bir koku kullanın,

üstelik bu konu keskin olsun….

Görünümünüzü Kontrol Edin.

Özellikle gurup karşısında iseniz takip edenlerce nasıl bir görüntünün
neresindesiniz? Kendinize bakın. Öfke,

heyecan, titreme gibi bir izlenim veriyor musunuz? Ne kadar sakin
“gülümseyebiliyorsunuz”? Gülümserken

dişlerinizin gözükmesi gerekmez. Sakince vücudunuzu gevşetiyorsunuz.

Düz bir ortamda konuşuyorsanız ez azından omuzlarınıza kadar görünebilmek için
biraz yükseğe çıkmaya çalışın.

kürsü önünde iseniz arkasına gizlenmeyin. Kürsü omuzlarınıza kadar çıkıyorsa
kürsüyü kaldırın. Konuştuğunuz

noktanın hemen çevresinde hareketli insanlar, nesneler olmamalıdır.
Oturuyorsanız yığılır gibi değil diri diri oturun.

Çok hızlı hareket etmeyin, ellerinizle aşırı oynamayın, kontrol edemiyorsanız
ellerinizi arkaya bağlayın, tek elinizi

cebinize koyun veya elinizde bir kalem tutun veya en iyisi her ikisini aşağıya
salın ve istedikleri gibi davransınlar.

Jestleriniz Tabii Olsun

Söz söylerken jest çok önemlidir ama tabiiliği bozulduğunda jest her şeyi
mahveder. Jestlerin anlamını çok iyi

öğrenin ve iyice yerleştirinceye kadar kullanın. Ancak konuşma yaparken
jestlerin anlamını düşünerek onları

kullandığınızda yapmacıklıktan kurtulamazsınız. Jestlerinizi yapınızın tercihine
bırakın ve bir hareketi asla sürekli

tekrarlamayın.

Benliği Coşturmanın Etkisi

Kalplerin ikna edilmesi yolunda kullanılacak bir diğer yöntem de muhatap
kitlenin “ben” duygularını harekete

geçirmek ve yükseltmektir. Önceki bölümde benlik direncinin kırmanın önemi
üzerinde durduk. Muhatabınızın beni

asla sizden aşağıda tutulmamalıdır. Şimdiki yolla onların benlerini yükseltme
yolunu kullanıyorsunuz. Aşağılanmaya

direnen veya karşı çıkan benler yüceltenlere de sahip çıkar. Bu çerçevede
üzerinde duracağımız yöntemler

aşağıdadır.

İltifat Ediniz:

Tüm insanlar samimi iltifattan hoşlanırlar. İltifat gururu okşama veya kompliman
şeklinde kendini gösterebilir. Sizi

dinleyenlerin değer verdiklerini bildiğiniz bir özelliklerini takdir ettiğinizi
onlara söyleyiniz. Eğer bu özellik onların bile

farkında olmadığı bir özellikse çok etkileyici olacaktır.

Örneğin bir Amerikalı bizimle konuşuyor: “Biz Amerikalılar bilgiye ve zekaya çok
önem veririz. Ülkemize gelen büyük

zekalar arasında Türklerin önde gelmesi hep dikkatimizi çekmiştir. Şimdi büyük
zekaları yetiştiren böyle bir

topluluğun karşısında konuşmanın heyecanını yaşıyorum.”

Üstünlük Atfediniz:

Dileyicilerinizi dürüst, namuslu ve üstün insanlar olarak tanımlayınız. Öyle
olmasalar bile insanları bu üstün vasıflara

sahip göstermeniz veya en azından bu üstün vasıfları seven ve bunlara değer
veren insanlar olduklarını ifade

etmeniz etkileyici olacaktır.

Örneğin Alkolizme düşmüş bir topluluğa konuşuyorsunuz:” Şimdi karşımda her şeye
rağmen insanlık onurlarını

korumaya adanmış bir topluluk görüyorum. Gözleriniz bana diyor ki ‘biz temiz
insanlarız, dürüstlüğü ve onurlu

yaşamayı gönülden yaşamayı arzuluyoruz.’ Sizi tebrik ederim. İnanıyorum ki bir
gün hepiniz çok gurur duyulacak

başarılara ulaşacaksınız.”

İyimserlik Yayınız.

Konuşmanızda bir sorunu veya çirkinliği dile getiriyor olabilirsiniz. Ancak kötü
durumları tasvir ettikten sonra bir

çaresizlik, ümitsizlik ve karanlık havası oluşturmanız tehlikelidir. Bu durumda
dinleyicinin heyecanını kırar, onu

üzersiniz ve bu yolla kendi imajınızı zedeleyerek kötü olaylarla birlikte
hatırlanır hale gelirsiniz. Kötü durumlara vurgu

yapılacaksa bu durumlar ayrıntılı tasvir edilmemeli, çabucak geçildikten sonra
bunların düzeltilebilmesinin mümkün

olduğunun ayrıntılı anlatılması gerekir. Böylece oluşturulan iyimser hava ile
konuşmacı-dinleyci duygusal

yakınlaşması sağlanır.

Örneğin toplumsal yozlaşmaya vurgu yapıyorsunuz: “Toplumumuzda büyüyen bir çöküş
var. Geçim sınırının altında

bir fakirlik ve büyüyen ahlaksızlık türleri…Biz tüm bunları aşabiliriz. Bizim
ecdadımız her türlü zorluğa 600 yıl göğüs

gerdiler. Bizler dünyanın en temiz, en çalışkan en ahlaklı insanlarının
torunlarıyız. Her geçen gün üzerimize düşen

görevin daha net bilinicine varıyoruz ve böyle gayretli insanların sayısı
arttıkça yeniden Dünyanın en temiz insanları

olduğumuzu tüm Dünyaya göstereceğiz.”

Sevgi Yayınız:

Dinleyici kitleyi sevmeye büyük önem vermelisiniz. Onlar son derece değerli ve
sevilmeye layık varlıklardır. Bu

olumlu duygunuz onların da eninde sonunda sizi sevmelerine yol açar. Sizin
duygularınız onların duygularını

etkileyen en önemli faktördür. Nefret duygusu vererek insanların fikirlerinizi
sevmelerini bekleyemezsiniz. Sevginiz

kendinizi “güler yüz” ile yansıtacaktır. Gerçek bir güler yüz o yüze bakan
herkesi güler hale getirir. güler yüz iç

gerginliği azaltıp her şeye rağmen huzur ürettiği için güler yüzlü konuşmacı
dinleyicinin içinde sevinç üretmesine

katkıda bulunur. İnsanlar kendilerine zevk veren her şeyi severler.

Emin Olunuz:

Sizin söylediklerinize ilişkin kesinlik inancınız en önemli duygusal ikna
nedenidir. İnsanlar çoğu zaman

söylediklerinizi anlamazlar veya sizden farklı yüzlerce düşünce varken yaşayıp
görmedikleri tezinizden emin

olamazlar. Herkes dinlediğinin doğru olmasını arzuladığında konuşmacının
gerçekten de kendisini ikna etmesini

sağlar. Konuşmacının çabaları işe yaramayabilir ama konuşmacının kendisinden
emin olması, hiç bir şüphe

duymaması aynen algılanır. Hiç şüphe duymadan fikirlerini savunan insan hatalı
da olsa çok kalabalık toplulukları

kendine inandırabilir. Şu halde tüm gücümüzle savunduğumuz bir fikir varsa ona
ilişkin inancımızı kuvvetlendirmemiz

gerekir. İnancın kuvvetlenmesi ise ancak ısrarlı ve detaylı araştırma ve tahkike
dayanır.

İnanmanın Etkisi

İnancınız Net-Kesin Olsun Şüpheli olduğunuz bir konuyu savunurken şüphe yayarsınız. Siz inandığınızdan
emin misiniz? Yani neye

inandığınızı biliyor musunuz? İnsan birbiriyle çelişen inançlarla kimseyi ikna
edemez. Örneğin yeni bir dil öğretim

tekniğini duydunuz ve çok etkili bir teknik olduğunu defalarca duydunuz. Sonra
birileri size bu tekniğin hiç de

sanıldığı gibi etkili olmadığını söyledi. inancınız sarsıldı mı? Küçük bir şüphe
oluştu mu? Oluştu ise inancınız kesin

ve net değildir.

İnancınız Güçlü Olsun

İnandığınız konu hakkında şüpheniz yoktur ama kolay şüpheye düşebilecek
konumdasınızdır. Bu durumda inancınız

zayıftır. İnancınızın en güçlü olduğu noktada aksini görseniz bile inancınızdan
vazgeçemezsiniz. Çünkü inancı o

kadar çok tekrar ettiniz ve o kadar onu destekleyen tecrübe aldınız ki o inanç
tüm hücrelerinize işledi.

İnancınızın Hedefi Belli Olsun

İnandıktan sonra bu inancınızı kime anlatmak istiyorsunuz. Bu hedef kitleyi
inancınızla birlikte sürekli düşünmelisiniz.

Onlara vermek istediğiniz mesaj sevgi sayesinde tüm problemlerin hallolabileceği
inancı mı? O zaman onları tüm

kalbinizle sevin, sanki ayni sevginin hepsini kuşattığını ve aralarındaki tüm
problemleri hallettiklerini duyun. ama

bunu yaparken hangi kitleye hitap ettiğinizin mutlaka farkında olmalısınız.

ÖZET

Olumsuz Duyguların Önünü Kesin:

1. Konuştuğunuz insanları asla eleştirmeyin. kendinizi bile
eleştirmemelisiniz.

2. Eğer varsa hatalarınızı savunarak örtbas etmiyorsunuz. Hatayı hemen
kabul etme fazileti sayesinde hem

hatanızı yok edersiniz hem de zannedilenin aksine daha yüksek bir onura
kavuşturulursunuz.

3. Tartışmalarda kaybeden de kazandığını sanan da kaybeder. Eğer bir
insanı kazanmak istiyorsanız onunla

asla tartışmayın.

4.Katılmadığınız bir fikre doğrudan”hayır” demiyorsunuz. bunun yerine
fikre saygı duyup bildiğiniz farklı

hususları açıklıyorsunuz. Karşınızdaki insanlara “hayır” diyeceklerinden emin
olduğunuz konuları doğrudan

söylemeyin.

5.Siz çok büyüksünüz. Ama herkes büyük. Ve siz dahil herkes büyük olmak
istiyor. Şu halde kendinizi

başkalarının önünde büyülterek veya başkalarını önünüzde küçülterek dengeyi
bozmayın. Aksi halde her iki

durumda da gerçekte siz küçülürsünüz.

Etkileyici Görünüş Oluşturun:

1.Enerjik bir insan gibi canla ve heyecanlı durun. bakışlarınız canlı
olsun.

2.Her zaman yeni ve en kaliteli elbiseleri giyinemezsiniz. Ama
giyindiklerinizin temiz olmasına, vücudunuzun mutlaka

temiz bulunmasına dikkat etmelisiniz. Saç, sakal, tırnak, diş ve ayakkabı
temizliğini bu çerçevede düşünebilirsiniz.

3. Uçuk hareketlerden kaçının. genel görünümünüz ve duruşunuz ağırbaşlı
bir kişilik imajı çizsin. Tükürük

savururcasına bağırmak, küçük dili gösterecek kadar gülmek gibi durumlar
iletişimciyi küçük düşürtür.

4.Yapmacık jest ve mimiklerden kaçınılmalıdır. bunları öğrenebiliriz ama
iletişim esnasında tabii olarak çalışmalarına

izin verilmelidir.

Sizi İzleyen Duyguları Coşturun:

1.Doğru ve samimi iltifatları her fırsatta kullanın.

2.Dinleyenlerin üstün olduğu yönleri keşfetmelerini sağlayın.

3.Sürekli iyimser ve çözüme dönük yaklaşımların sergileyin.

4.Her sözünüz kalbinizden sevgiyle çıksın. Dinleyenleri severek onlara
konuşuyorsanız onlarda sizi severek

dinleyeceklerdir.

5.Ne kadar kendinizden eminseniz dinleyenler o kadar sizden emin
olacaklardır.

İman Derecesinde İnanç Geliştirin:

1. İnancınızın net ve kesin olmasını sağlayın. Yani neye inandığınızı tam
olarak bilin.

2.İnancınızdan doğan bir fikri anlatırken kimleri hedef seçtiğinizden
duygusal olarak emin olun.

Yorum yaz