“Makaleler” Kategorisi İçin Arşiv


Uzaydaki komşularımız acaba neye benziyor? “Uzay Yolu” dizisindeki Mr. Spack gibi sivri kulakları mı var? İsviçreli astronom Gustav Tammann’ı dinlersek uzaylıların insanlara benzemeleri mümkün değil. “Eğer gerçekten evrende başka canlılar varsa, bunlar bizim düşündüğümüzden çok farklı olmalılar” diyor, Tammann. UFO raporlarında tarif edilen canlıların çoğu insana benziyor: Narin vücutlu kocaman kafalı ‘uzaylıların’ genelde masum ve sevimli görünüşleri var..

Hayata sahip olması itibariyle karınca ya da sinek koskoca küreden ağır ve anlamlı hâle geldiğini söyleyebiliriz ve bu yüzden evren denen muhteşem ülkenin diğer şehirleri hükmündeki gök sistemlerinin hayatlı ve şuurlu varlıklarla dolu olmasını düşünmemek abes olur. Düşünün ki muhteşem binalar yapıyorsunuz içinde hiç kimseyi barındırmıyorsunuz. Galiba yürüttüğümüz yanlış mantık, örneğin oralarda biz yaşayamıyorsak o halde başkası da yaşayamaz düşüncesinden kaynaklanıyor. Suda, kutuplarda, sıcak çöllerde daha bize göre anormal ortamlarda yaşamaya müsait organ ve mekanizmalar geliştiren Yaratıcının oraları molekülsel ve hücresel olmayan, örneğin enerji-ışın türü, uygun canlı ve akıllı varlıklarla dolu olamaz mı?

Sayfanın Devamını Oku »

Tags: , ,

Comments 2 Yorum Var »

14 DALDA OSCAR ALAN VE DÜNYA SİNEMALARINDA BİR FIRTINA ESTİREN FİLM TİTANİK FACİASINI TEKRAR GÖZLER ÖNÜNE SERMİŞTİ

Titanic batış anında iki parçaya ayrıldı. Gemini ön kısmı suların basıncına dayanamayarak parçalamdı ve saate 30 mil hızla denizn dibine varırken gemini kıç kısmı 50 fet derinlikte çamura batmıştı.

Sayfanın Devamını Oku »

Tags: , ,

Comments 2 Yorum Var »

11 yaşında bir çocuktu. İlkokulu bitirmiş ve din eğitimi yapan bir müessesenin eleme imtihanını kazanarak kaydını yaptırmıştı.
İlkokul öğretmeninin ona karşı ayrı bir ilgi ve alâkası vardı . O da öğretmenini seviyordu. Belki de ilk defa öğretmeninin isteğine uymamıştı. Buna uyamamıştı demek daha uygun olurdu. Öğretmeni yatılı okula gitmesini isterken o birazda ailesinin zoruyla Kur’an Kursu hüviyetindeki bir müesseseye kaydını yaptırmış, orada okumaya niyetlenmişti.
Halbuki ilkokul öğretmeni onu hangi telkinlerle yetiştirmişti . “ Sen büyük bir adam olacaksın “ onun alışageldiği iltifatlardan sadece biriydi. Ama şimdi o , büyüklüğe giden tüm yolları kendi elleriyle tıkamıştı… “ Yobaz ve gerici” yetiştiren bir yerde okuyacaktı…
Son görüşmesinde öğretmeni ona buna benzer laflar söylemişti…
Sanki havada bir kırbaç ıslık çalmış ve ardından gelip onun okuma hevesinin üstüne şaklamıştı.. Yaralanmıştı çocuk.. Büyük olma yolunun tıkandığına canı sıkılmış ve sebep olanlara kin duymaya başlamıştı..
Yatılı okul imtihanını kazanmış olmasına rağmen gidememek içine iyice işlemişti. Bir gün öğretmenine içini döktü…Ondan üniversiteyi bitirinceye kadar destek olma garantisi almıştı… Artık ailesi karşı çıksa da önemli değildi.. Öğretmeni ona her türlü desteği verecekti.
Kur’an kursundan kaçtı. Zorda olsa ailesini ikna etti. Ama kimliği , ilkokul diploması kursta kalmıştı.. Onlarsız okula kaydolması imkansızdı…
Kurs’a gitti.Talebeler dersteydi. Kimseye görünmeden ikinci kata çıktı. Burası kursun yatakhanesiydi. Kimliği ve diploması bavulundaydı… Kurstan kaçarken dikkat çekmesin diye bavulunu yanına almamış, kimliğini ve diplomasını almayı da unutmuştu..
Acele acele alacaklarını aldı, bavulunu kapatıp eski yerine koydu . Nasıl olsa daha sonra gelir alırım , diye düşündü…
Merdivenlerden indi. Dış kapıdan çıktığı an iş bitmiş, hürriyetine kavuşmuş olacaktı…
Yüreği heyecandan bir güvercin yüreğine dönmüştü. Koşar adımla dış kapıya doğru yürüdü. Tam kapıdan adımını dışarı atacaktı ki , ensesine bir el yapışıverdi. Çırpınışları fayda vermedi, ensesindeki elden kurtulamadı…
Biraz sonra “ Hocasının “ huzuruna çıkarıldı. Meğer hocası emir vermiş . “ Gören yakalasın ve bana getirilmeden bırakılmasın “ demiş.. Görevlide vazifesini yapmış ve onu elinden tutup hocasının yanına götürmüştü…
Talebe, kendini buradan nasıl kurtaracağını düşünüyordu… Sonunda kararını verdi. Hocasına alabildiğine küstahlaşacak , o da böyle küstah talebe işe yaramaz diyecek ve onu kovacaktı. Böylece kurtulmuş olacaktı.
Düşündüğü gibi de yaptı.. Hocanın karşısındaki sandalyeye kuruldu , burnunu havaya dikip oturdu.
Uzun bir sessizlikten sonra hoca, birkaç kere tepeden aşağıya süzdüğü talebeye “ burada okumak isiyor musun? “ diye sordu. Mağrur talebe , haşin bir sesle “istemiyorum” dedi.. İkiside sustular. Hocası “ nerede okumak istiyorsun“
“ yatılı okulda “ diye cevap verdi talebe bu soruya…
Hocası sorusunu değiştirdi : “ Ne olmak istiyorsun “ diye sordu. “ Cumhurbaşkanı “ dedi talebe.
“Peki kaç sene yaşayacağını düşünüyorsun? “ diye bir başka soru sordu hocası “en fazla yüz sene “ cevabını verdi…
- yüz sene yaşadın diyelim bunun kaç senesi uykuda geçer?
- “ yaklaşık yarısı”
- Kaç sene cumhurbaşkanlığı yaparsın ?
- “ Yedi sene, millet isterse bir yedi sene daha”
- Peki, 14 sene diyelim… Bunun kaç senesi uykuda geçer . İnsan uykuda da cumhurbaşkanlığı yapamaz ya ? “
- “ 7 “ senesi
- Yani sen , en fazla 7 sene cumhurbaşkanlığı yapabilirsin , değil mi?
- “ evet”
- Hocası… “Ama Cumhurbaşkanı olacağında garanti de değil…
- “ elbette “
- Peki ya daha sonra…
Bu son soru kafasına balyoz gibi inmişti. Küçük bir çocuktu . Ama dindar bir ailede yetiştiği için “ sonra” nın ahirete yönelik bir tarafı olduğunu da biliyordu. Dememişti, açıklamamıştı ama hocası bunu ima etmişti.
Sanki ona , önemli olan cumhurbaşkanı olmak değil , insan olmaktır, demek istemişti…
Kendisinin bir tahta kulubesinin olduğundan bahisle, fakat ben hayatımdan o kadar memnunum ki , şu anda bana cumhurbaşkanlığı dahi teklif etseler burayı bırakıp gitmem , demişti..
Talebenin zihni önce allak bullak oldu.. Sonra karanlık sis bulutlarından aydınlığa kayıyor gibi hissetti kendini.. Hocasının bir büyükle konuşurmuş gibi onu karşısına alıp konuşması , bütün küstah söz ve davranışlarına rağmen gayet hoşgörülü ve müsamahakar davranması içine ılık bir sevginin akışına sebep olmuştu…
Kararını verdi , burada kalacak, burada okuyacaktı…

Tags:

Comments Yorum yok »

Dondurucu soğukta bir an önce evime varabilmek için
hızla yürürken, ayağımın ucunda bir cüzdan gördüm..
Hemen aldım. Sahibini gösteren bir kimlik vardır diye
acele acele açtım.. İçinde üç dolar ve sararıp kat yerleri
yıpranmış eski bir zarftan başka bir şey yoktu...
Sol üst köşede yalnızca gönderenin adresi, alıcı adresi
yerinde bir posta kutusu numarası vardı. Bir ipucu
bulabilmek belki biraz da merakımı giderebilmek için
zarfı açtım ve içindeki mektubu okumaya başladım.
Mektup, sol yanı çiçek resmiyle süslenmiş bir kağıda,
özenli bir el yazısıyla yazılmıştı ve "Sevgili Michael"
diye başlıyordu.. Ve "Annesi yasakladığı için
onu bir daha göremeyeceğini" anlatarak
devam ediyor.. "Ama sakın unutma, seni daima
seveceğim" diye bitiyor.. İmza.. Hannah!..
Elimde yalnızca, mektubu yazan kişiyle, mektubun
yazıldığı kişinin birinci adları vardı. Eve gider gitmez
hemen telefon idaresini aradım.Görevli kişi, kendisine
bildirdiğim adreste yaşayanların telefon numarasını
vermesinin yasalara aykırı olduğunu söyledi. Fakat
ısrarım karşısında: "Belki, size yardımcı olabilirim" dedi.
"Bu adreste bulunan numaraya telefon ederim ve onlar
Kabul ederlerse, sizi görüştürebilirim lütfen bekleyin.."
dedi. İki üç dakika sonra görevlinin sesi geldi..
"Bağlıyorum efendim." Telefonda, karşıdaki hanıma
"Hannah diye birini tanıyıp, tanımadığını" sordum.

"Bu evi, 30 yıl evvel, Hannah diye kızları olan bir aileden
aldık" dedi. "Peki yeni adreslerini biliyor musunuz?.."
"Hannah annesini bir huzurevine yatıracaktı. Oradan takip
ederseniz, belki adres bulursunuz.." deyip bana huzurevinin
adını verdi.. Hemen aradım.. Yaşlı anne yıllar önce ölmüş..
Ama kızına ait eski bir telefon numarası var. Belki oradan
bilirlermiş.. "Bunların hepsi aptalca aslında" dedim
kendi kendime.. İçinde sadece 3 dolar ve 60 yıl önce
yazılmış bir mektup bulunan cüzdanın sahibini aramak
için bunca zahmete ne gerek var ki.. Aradım numarayı..

Sayfanın Devamını Oku »

Tags:

Comments Yorum yok »

Çoğu insan eksik düşündüğü yönlerini göstermek istemez. Eksikliklerini herkesten saklamanın daha büyük bir eksiklik olduğunu anlamaz. Aşağıdaki hikayeyi okuduğunuzda bir eksikliğin üstünlüğe nasıl dönüştüğünü göreceksiniz.

9 yasındaki bir Japon çocuğun en büyük hayali günün birinde çok iyi bir judocu olmaktır. Fakat talihsiz bir trafik kazası sonucu sol kolunu tamamıyla kaybeder. Hem çocuk hem de ailesi yıkılır. Ailesi sırf çocuk oyalansın diye, Japonların en unlu hocalarından birini tutarlar.

Sayfanın Devamını Oku »

Tags:

Comments Yorum yok »

Bir profösörün mezun edeceği talebelerine verdiği son ders:
Bilgisayar Mühendisi Arkadaş, İnşallah iyi bir donanımcı veya iyi
bir yazılımcı veya iyi bir networkçü veya iyi bir sistem yöneticisi olacaksın.
Yalnız şu mühim meseleleri sakın aklından çıkarma;
Bu kainatın öyle bir donanımcısı vardır ki, bütün mevcudâtı ve
içinde yer yüzünü create etmiş, güneşi bir power source, ayı bir system clock yapmış. O power source’dur ki kesintiye uğramaz ve o system clocktur ki şaşmaz ve şaşırmaz, o donanımcının ilminin ve sanatının nihayetsizliğini gösterir.
Bu zât aynı zamanda öyle yüce bir programcıdır ki, şu muazzam dünya üzerinde çalışacak şekilde koca hayat programını yazmış, yüzbinlerce yıldan fazladır, error verdirmeden, crash ettirmeden çalıştırıyor.
Eğer onun ne kadar iyi bir programcı olduğunu da anlamak istersen, önce kendine bak. Gözünle göremediğin küçücük bir hücrene bütün kodunu save etmiş ve yine o küçücük hücrende execute ettiriyor. Madem ki DNA’nın bir program olduğu apaçıktır, ve bir program programcısız olamaz demek ki, senin programcılığın ancak o büyük zâtın programcılığına ancak bir ayna hükmündedir.
Yine senin bütün hücrelerinden oluşturduğu network’ün içinde hadsiz protokollerle o hücreleri konuşturduğu gibi, madem ki senin de diğer insanlarla türlü dillerde ve protokollerde konuşabilmen için gerekli donanımı yanına vermiştir, öylece de gördürüyor, konuşturuyor ve dinletiyor. Ve madem ki sen etrafındaki bütün cisimlerden haber alasın diye ışık, ses gibi türlü mediayı hazırlamış kullandırıyor, ve sen bunları keşfeder, kullanır fakat upgrade edemezsin, o halde öyle büyük bir network uzmanı zât vardır ki senin her türlü ihtiyacını bilir, ona göre teçhizatını verir. Senin networkçülüğün ancak onun, sonsuz ilminden sana verdiği bir küçük parça ve bir büyük nimettir.
Arkadaş, aldanma! Şu güzel dünya hayatı programı bir limited trial version’dur, görüyorsun ki elde ettiğin malı mülkü hiç bir surette save edemiyorsun. Öyle ise, bu kâinat yazılımını yazanı tanı. Hem hiç mümkün müdür ki bir programcı bu kadar güzel bir program yapsın ve yaptığı programda about kesimi koyup kendini tanıttırmasın. Öyle ise bu kainatın en büyük donanımcısı, programcısı, networkçüsü ve sistem yöneticisi olan zâtın her yere işlediği about kesimlerini gör, öğren, full versiyonunu kazanmak için çalış.
Unutma ki hiç bir hareketin atlanmadan çok dikkatli loglar tutuluyor. Bu loglar her şeye gücü yeten o sistem yöneticisi tarafından open edilip check edilecektir.
Amann ha diccat!…

Tags: ,

Comments Yorum yok »

GELİN HEP BİRLİKTE hayalî bir uzay aracına binerek içinde yaşadığımız kâinatın derinliklerine doğru kısacık bir yolculuk yapalım. Böyle bir yolculukta nelerle karşılaşırız acaba?

Uzay aracımıza bindik ve saniyede 11 km. hızla yerkabuğundan uzaklaşmaya başladık. Bu öyle yüksek bir hızdır ki, aracımız bizi yerçekiminin etkisinden kurtararak güneş sistemine ve daha ötelere götürebilir.

Sayfanın Devamını Oku »

Tags: , ,

Comments Yorum yok »

Karadenizdeki ayakkabıların içinde ne yazıyormuş ?

Önce parmaklar

*********

Karadenizdeki kola şişelerinin altında ne yazıyormuş ?

Diğer taraftan açınız .

Sayfanın Devamını Oku »

Tags: , , ,

Comments Yorum yok »

Türk Telekom, telefonunuza renk katan kullanım kolaylıklarını hizmetinize sunmaktadır.

Uyandırma ve Rahatsız Edilmeme özellikleri, sayısal santrallara bağlı tüm abonelerimizin hizmetindedir. Diğer özellikler için ise abone olmanız gerekmektedir.

Sayfanın Devamını Oku »

Tags: ,

Comments Yorum yok »